Gösterim: 41
Yazdır

 

Yeni mezun ve mezun adayı öğrenci arkadaşlara bir sorum olacak; Özgeçmişinize yazmak ve iş görüşmesinde size avantaj sağlaması için kaç tane sertifika topladınız?

 

1, 2, 3, … , 9, 10 veya daha fazla cevabını verecek birçok arkadaşımız olduğuna eminim.

 

Peki, bu aldığınız sertifika/katılım belgeleri size iş görüşmelerinde bir avantaj katacak mı? Bu sorunun cevabı yine sizde. Nasıl mı? Aldığınız eğitimden ne öğrendiğinize göre bu sorunuzun cevabı değişecektir. Eğer 2 günde 4-5 sertifika veren bir eğitimden bu belgeleri aldıysanız ve üzerine kendiniz bir şey katmadıysanız üzülerek bildirmek zorundayım ki size bir avantaj katmayacaktır. İş görüşmesi yaptığınız kişi aldığınız eğitimler konusunda bilgili ise size birkaç soru soracak ve verdiğiniz veya veremediğiniz cevaba göre özgeçmiş bölümünde aldığınız eğitimler bölümünü dikkate almayacaktır. Belki de görüşmenin devamı bu negatif durum üzerinden olumsuz bile sonuçlanabilir.  Genel katılıma açık veya yeni mezunların/öğrencilerin alacağı ve sonunda sertifika/katılım belgesi alacağınız ana eğitimlerin hiçbirisi 1 günden az olamaz. Yani 2 günde 4-5 sertifika alacağınız eğitimlerde hiçbir şey öğrenemezsiniz. Bu tarz eğitimlerde sadece kulak dolgunluğu olur. Bu kulak dolgunluğu içinde eğitime gitmenize gerek yok, internette yeterince sunum, makale veya örnek uygulamalar mevcuttur. Bunları inceleyerek orada olacağınız bilgiden daha fazlasını alabilirsiniz. Bu tarz eğitimlerin seçilmesindeki temel neden ne yazık ki yeni mezun/öğrenci arkadaşlarımızın maddi gücünün yetmemesidir. Firmalarda bu maddi yetersizliği ve yeni mezunların/öğrencilerin iş bulamama korkusu üzerinden haksız ticari kazanca dönüştürmektedir. Konu hakkında bilgisi olmayan bu arkadaşlarımızda yeterince araştırmayınca bu tuzağa ne yazık ki düşmektedirler. Bu tuzağa düşmemek için ne yapmalıyız?

 

Elinizde sadece sertifika olsun, özgeçmişim kalabalık gözüksün diye eğitimlere gitmeyin, hepsine harcadığınız parayı birkaç iyi eğitime harcayın ve aldığınız eğitimler size gerçekten bir şey katsın. Gıda sektöründe çalışacak arkadaşlara önereceğim temel eğitimler ISO 9001, ISO 22000, PAS220 ve İç denetçi eğitimidir. Bu eğitimlerin üzerine çalışmaya başladığınızda birçok eğitim alabilirsiniz. Ama bu temel eğitimleri tam olarak almadığınızda, 50-60 kişinin toplandığı bir sınıf, anfi vb ortamda kısa bir sürede alırsanız, bunlar size bir şey katamaz. Eğitim katılımcı sayısı 20 üzeri olan hiçbir eğitimde size bir fayda sağlamasını beklemeyin. Bu 4 ana eğitim entegre verilmesi halinde bile 5 günden az sürede olamaz. Ayrı ayrı alınması halinde ise 6-7 günde alınması gerekir. Bu eğitimler ileride alacağınız BRC, IFS, SQF, AIB vb kalite ve gıda güvenlik sistemlerinin temellerini oluşturacaktır. Bu eğitimlerin tam olmaması durumunda ileride alacağınız bu eğitimlerinde anlaşılması ve yorumlanması zorlanacaktır.

 

Aldığınız eğitimlerden sonra mutlaka internetten veya kaynaklardan bu eğitim konuları hakkında araştırma yapın ve bulabileceğiniz örnek sistemleri inceleyin. Eğitimlerde aldığınız bilgileri bu sistemlerde ve örneklerde bulmaya çalışın. Böylece eğitimin daha iyi anlaşılması ve standartların yorumlanması konusunda kendinizi geliştirebileceksiniz. Böylece iş görüşmesi sırasında size sorulacak genel bilgilere iyi bir cevap verecek, yönetici gözünde artı puan kazanacak ve görüşmenin ileri aşamaları için olumlu bir hava yaratmış olacaksınız.

 

Bu eğitimlerle ne yazık ki eğitim serüveniniz bitmeyecek. Çalışmaya başladıktan sonra gerek standartların revize olmasından dolayı gerekse sizlerin kendinizi geliştirmeniz adına eğitimleri belirli periyotlarda yenilemenizde fayda var. Zira yeni çıkan veya revize olan bir standardın sektörde farklı firmalarda farklı anlayışla uygulanmaya başlaması ile birlikte standartların yorumlanmasında daha iyi bir şekilde oturmakta ve sizlere daha geniş vizyonlar kazandırmaktadır. Çalışmaya başladıktan sonra bu eğitimlerin maliyetini firmalar karşılayacağı için bu sizler için çok sorun olmayacaktır.

 

Alacağınız eğitime gitmeden önce mutlaka bir araştırma yapın. Beklentileriniz, size verecekleri ve eğitim maliyetini bir arada değerlendirin. Sadece maliyete kanalize olmayın ki, zor imkânlarla yarattığınız kaynağınızı boşa harcamayın. Bu kaynak sadece para değildir. En önemli ve telafisi olmayan tek kaynak olan zamanınızı da boşa harcamayın…

 

 

 

 
Gösterim: 54
Yazdır

Bu sorunun cevabını hepimiz hemen verebiliriz değil mi? Çoğumuzun cevabı Kalite Bölümü olacaktır. Çoğunlukla firma sahibi ve yöneticilerinin cevabının da bu yönde olduğunu tahmin edebiliyorum. Peki bu cevap doğru mudur, gelin bunu birlikte irdeleyelim.

 

Ülkemizde kalite anlayışı 1980’lerden sonraki üretim sektöründeki sıçrayış ile ivme kazandı.  İç pazara ürün/hizmet vermenin yanı sıra ihracatta da hatırı sayılır bir artış başladığında gerek ürün kalitesini sağlamak gerekse müşterilerin talebi doğrultusunda olmayanlar kalite bölümlerini oluşturdu, olanlar ise Kalite Kontrol’den Kalite Güvence’ye geçmeye başladı.

 

Bu noktada Kalite Güvence bölümleri ve müdürleri direkt genel müdürlere bağlandı. Üretimi durdurma, başlatma ve ret etme yetkisi direkt kalite bölümlerine verildi. Bu güzel bir uygulamaydı ve firmanın kaliteye verdiği önemi ve değeri gösteriyordu. Bu yönetim biçimi firmalardan çıkan kaliteli ürün/hizmeti olumlu yönde etkiledi. Bu olumlu sonuçlar karşısında firma yöneticileri Kalite Güvence bölümlerine giderek daha önem verdi ve bunu her ortamda bir gurur ve reklam malzemesi olarak kullandılar. Toplam Kalite Yönetim (TKY) gelişimini devam ettiremeyen firmalarda bir süre sonra üretimle ilgili sorunlarda tek muhatap Kalite bölümü oldu. Bu durum ve yaklaşım Üretim ve Kalite bölümlerini düşman kardeşler yaptı.  Bu süreç daha verimli ve daha çok üretmek isteyen firma sahipleri bir süre sonra üretime; “Şu kadar üreteceksin üretmezsen hesabını sorarım!”, kaliteye “Kötü ürün çıkarsa tek sorumlu sensin hesabını sorarım!” yaklaşımını sergilemeye başladılar.

 

Bu aslında kalite kontrolden kalite güvenceye geçme aşamasını tamamlayamadığımızdan kaynaklanıyordu. Kalite güvence temelinin TKY’ den bağımsız algıladığımız veya TKY’ ni tam olarak bilmediğimizden kaynaklanıyordu.

 

Şu anda ülkemizde ürün/hizmetlerden kaynaklanan bir problem olduğunda bunun tek sorumlusu ve muhatabı Kalite bölümüdür.  Firma yöneticilerine bunu anlatmaya çalıştığımızda “Ben o bölümü boşuna mı kurdum?” ya da “O kadar insan ne iş yapıyor o bölümde?” gibi bir yaklaşım sergileniyor. Geldiğimiz bu durum yapmış olduğumuz Kalite Kontrol’den Kalite Güvence’ye geçişi de durdurmuş ve hatta birçok işletmede gerilemeye sebebiyet vermiştir. Üretim bölümleri kimi zaman yönetimin baskıları yüzünden kimi zaman da umursamazlık ve bıkkınlıktan hiçbir şeye bakmadan sadece üretim miktarına ve verime kanalize olmuşlardır. Uygunsuz bir ürün çıktığında ise “Bana ne Kalite yakalasaydı” şeklinde kendilerini savunma noktasına gelmişlerdir.

 

Kalite bölümleri aslında istenilen kalite de ürünü üretmek için sadece yönlendirme yapabilir.  Üretimi istenilen kalitede yapacak olan asıl sorumlu üretim bölümüdür. Kalite bölümü olarak bir üretimi istediğiniz kadar yakından izlemeye çalışın hiçbir zaman bir üretimci kadar işin içinde ve hakim noktada olmazsınız. Hele otomatik kontrol sistemleri ile sürekli izlenmeyen ve belirli periyotlarda numune ile sistemi izlemeye çalışıyorsanız, yaptığınız tek şey kalite kontroldür. Uygunsuzluğun çıktığı durumlarda Kalite Bölümü’ne baskı artacak, Kalite Bölümü de üstünde artan bu baskıyı uygunsuz ürün çıkmaması için Üretimi frenlemekte kullanacak bu da firmanın üretimini, kalitesinin ve verimliliğinin düşmesine sebebiyet vermektedir. Belki bunlardan da önemlisi firma içerisindeki huzur ve beraber çalışma ortamının yok olmasına neden olmaktadır. Özellikle kesikli üretim süreçlerinde kalite bölümünün üretimi yönlendirmenin dışında yaptığı iş aslında “Doğrulama” dır. Firmalarımızda yapılan ekseri uygulama belirli bir periyotta üretimden alınan numunelere göre üretim uygundur değildir kararı veriliyor. Bu Kalite Güvence değil aslında Kalite Kontrol’ dür. Bu anlayışta da hiçbir zaman Kalite Kontrol’den Kalite Güvence’ye geçiş tamamlanamayacaktır.

 

Firmalarımıza baktığınız zaman Kalite Yönetim Temsilcisi (KYT)veya Gıda Güvenliği Ekip Lideri (GGEL) görevlerini genelde Kalite Güvence/Kalite Kontrol Müdürleri yapar. Çünkü kalite ve gıda güvenliği sadece kalite bölümünün sorumluluğundadır.  ISO 22000:2005 Gıda Güvenliği Yönetim Sistemi’nin 5.5 maddesinde “Üst yönetim, diğer sorumluluklarına bakılmaksızın, aşağıdakiler ile ilgili yetki ve sorumluluğu olması gereken bir gıda güvenliği ekip lideri atamalıdır” der. Buradaki “diğer sorumluluklarına bakılmaksızın” tümcesi hiçbir zaman dikkate alınmaz. Kalite Güvence Müdürü görev tanımı KYT/GGEL görev tanımları ile bir yapılır ve hatta tek bir görev tanımı içinde toplanır. Aslında bu bile kaliteye olan yaklaşımımızdaki yanlışlığın en belirgin göstergelerindendir.

 

Kalite ve Üretim bölümleri birbirinden bu kadar bağımsız ve uzak olduğu sürece TKY geçişimizi tamamlayabilmemiz ne yazık ki mümkün olmayacaktır.

 

 
| + - | RTL - LTR

İlişkili İçerikler